ANADOLU TANRIÇASI KİBELE

VAROLUŞUN SIRRI KADINDAYDI’

Bir yaratıcıya inanma ve ona ritüellerle, sembolik yollarla seslenme, onunla iletişim kurma ihtiyacı insanlığın kültürel olarak ayaklarını yere bastığı Paleolitik Çağ’dan başlayıp günümüze kadar devam etmiştir. Düşünen insan, tanrıyı çevresinde aramaya başlamış ve soyunun devamını sağlayan, tarlada çalışıp ekini yemek yapan, doğurganlığı temsil eden kadını tanrıyla bağdaştırmıştır. Bunun sonucunda MÖ 6500-7000 yıllarında, Anadolu’da ”Ana Tanrıça Kültü” doğmuştur.

İlk insanların yaşadığı mağaralarda sıkça, cinsel organları abartılarak temsil edilmiş kadın resim ve heykelcikleri bulunmuştur. O zamanlarda kadının adet görmesi ve vücut özellikleri, tanrının bereketinin sembolü olarak görülmüştür. Kadının her ay üremek için kanaması soyun devam etmesini sağladığı için insanlar bunu bereket için kan gerektiği yönünde yorumlamıştır. Kadının adet görmesine gönderme yaparak, bereket getirsin diye tarlalarında kurban kesmişlerdir. Günümüzde de yeni alınan eve, yeni açılan iş yerine bereketli olsun diye kurban kesilmesi buradan gelmektedir. İnsanın en kadim topraklarından biri olan Anadolu’da, yüce yaratıcının kadın olduğu  düşüncesi yüzyıllarca hüküm sürmüştür. İstanbul (Yarımburgaz), Antalya (Karain, Öküzini),  büyüsel faaliyetlerin bir disipline oturarak dinlerin temelini oluşturduğu Neolitik dönemin merkezlerinin başında gelen Şanlıurfa (Göbeklitepe) gibi ilk çağlara ait yaklaşık 212 yerleşim yerinde bu düşüncenin ürünü resimler ve heykeller bulunmuştur. Ana Tanrıça Kültünün ilk merkezlerinden olan Van, Kızların Mağarası‘nda kolları havada dans eden, çok sayıda ana tanrıça resmi bulunmuştur. Bu tanrıçaların en önemlisi Magna Mater, yani tanrıların anası, doğurganlığın ve bereketin temsili olan Kibele’dir.

Kibele; Roma’da Diana, Mısır’da İsis, Antik Yunan’da Rhea, Efes’te ise bekaretin temsili olarak ”Artemis” diye adlandırılmıştır. Kibele’nin kökeni, Konya ve çevresinde yaşayan Hititler’in Kubala adlı tanrıçasına dayandırılmaktadır. Kibele; yüzyıllar süren büyülü yolculuğuna, medeniyetin başladığı yer olarak kabul edilen Anadolu’da başlamış ve diğer medeniyetleri de etkilemiştir. Özelikle, Ana İlah olduğu düşüncesi Frigler’de şekil almıştır. Bunun sebebi kendisine tapan insanlar tarafından birçok efsaneye konu edilmesi ve gün geçtikçe güçlü bir figür haline gelmesidir.

Bu efsanelerden en önemlisi aşık olduğu Attis ile ilgili olandır. Hikayeye göre Kibele aşık olduğu Attis’in bir ölümlü ile evlenmesine kızarak Attis’in düğününe gitmiştir. Tanrıçayı karşısında tüm ihtişamıyla gören Attis, çıldırarak kendisini hadım etmiştir. Attis’den akan kan yeryüzünde bitkilerin fışkırmasına sebep olmuştur. Attis bir çam ağacına dönüşürken, Tanrıça üzüntüsünden dağlara kaçmıştır. İşte bu hikayenin ardında saklı sırlar günümüz dinlerinin temelini oluşturmuştur. Zira Kibele’nin dağlara kaçmasıyla ülkelerinde kıtlık başlayan Frigya halkı Kibele’ye olan inancı, tanrıçayı geri getirmek adına sistemleştirmiştir. Kibele’nin rahipleri olarak bilinen Gallus Rahipleri tanrıçaya olan itaatlerini göstermek amacıyla kendilerini hadım etmişlerdir. Günümüz inanışlarında da el değmemişlik ve arzulardan arınmış olmanın övülmesi bu duruma çok benzer hatta bazılarına göre direkt mitoloji temellidir. Frigya halkı sonrasında Attis’ i gömmüştür. Bu gömme yeniden doğuşu temsil eder. Bu yeniden doğuşun tarihi Hz.İsa’nın doğum tarihi olan 25 Aralık’tır. Bu durum mitoloji ile dinlerin birbirinden beslendiği noktalar olduğunu apaçık göstermiştir. Ayrıca Attis’in Mezopotamya tanrıçası İştar’ın eşi Damuzi’nin kökeni olduğu bilinmektedir.

Günümüzde Ankara–Eskişehir yolu üzerindeki Ballıhisar’da bulunan Pessinus Antik Kenti, Kibele’nin Ana İlah olarak ilk kez sistemli bir şekilde tapıldığı Frigler’in, tanrıça için yaptığı tapınağın bulunduğu yer olması bakımından Kibele’nin evi olarak görülmüştür. Frigler, Kibele’nin dağlarda; bayırlarda özgürce dolaştığını düşündüklerinden, dağların zirvelerine simgesel tahtlar oymuşlar ve dağlara tanrıçayı memnun etmek amacıyla tapınaklar yapmışlardır. Bunlardan en önemlileri Pessinus‘ta bulunan ve bir kısmı Roma’ya çalınıp götürülen 17 metre yüksekliğindeki tapınak ve Manisa’da bulunan Kibele Kaya Kabartmasıdır. Frigler’in yıkılmasının ardından Ana Tanrıça Kültü dilenci rahipler tarafından Akdeniz çevresine, oradan da Avrupa’ya yayılmıştır. Hatta Romalılar kendilerine Spartalılarla olan savaşlarında yardımcı olması için Kibele’yi ve kendisiyle eşleşmiş olan meteor taşını tef, çalgı ve dans eşliğinde alıp Roma’ya getirmişlerdir. Tanrıça’ya özel düzenlenen bayramlarda Attis’in hikayesini tekrar tekrar canlandırmışlardır. Bu olay Roma’daki büyük şairleri etkilemiştir ve bu etkilenme Avrupa’nın kültürel olarak Anadolu’ya açılan kapısı olmuştur.


İnsanlığın, doğanın ve yeryüzün annesi Kibele; sırlı öyküsüyle insanların kalbinde öyle büyülü bir etki yaratmıştır ki günümüzde Avrupa‘dan, İskandinavya’ya kadar birçok mitolojik olayda kendine yer edinmiştir. Kibele, doğumuyla dünyaya uyum ve dirlik müjdeleyen, henüz doğa hakkında çok az şey bilen insanın kendi karanlığını aydınlatma çabasıydı. Belki de bu yüzden Ay ile ilişkilendirilmişti. Ana Tanrıça olarak Anadolu‘da hayat bulmuş ve buradan tüm dünyaya yayılarak, tabiri caizse, günümüzdeki birtakım inanışlara annelik etmiştir. Her gün kendisiyle ilgili yeni bir şeyler öğrendiğimiz Kibele, gerek çok geniş bir alana yayılmış olmasından gerekse çok fazla söyleşiye ve efsaneye konu olarak farklı milli ve dini boyutlar kazanmasından ötürü bilim insanları ve arkeologlar tarafından hakkında araştırma yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu da bilimin üzerimizdeki ışığı arttıkça Kibele’nin sırlı dünyasının yeni boyutlarını keşfedeceğimiz ve gelecek nesillere anlatacağımızın bir göstergesidir.

Şule Gündoğdu

Marmara Üniversitesi İngilizce Ekonomi bölümü öğrencisiyim. C1 düzeyinde İngilizce ,B1 düzeyinde Almanca biliyorum. Sadece konuşulanı değil sessizliği de anlamayı istediğim için işaret dili öğreniyorum. Tarih , biyoloji ,edebiyat ve fitoterapi alanında çeşitli türlerde amatör yazılar yazıyorum.Kendi çapımda geleneksel ile modern olanı birleştirmeye çalıştığım şarkılar yapıyorum. Kendini başarmanın yolu seni dinleyecek ve anlayacak insanlar bulmaktan geçtiğine inandığım için yazılarımı paylaşmak ve aldığım dönütler sayesinde kendimi geliştirmek istiyorum.

3 thoughts on “ANADOLU TANRIÇASI KİBELE

  • 26 Aralık 2020 tarihinde, saat 21:33
    Permalink

    Zevkle okudum .Uzun ama içine çeken bir yazı olmuş . Çok şey öğrendim

    Yanıtla
  • 26 Aralık 2020 tarihinde, saat 22:55
    Permalink

    Çok beğendim, mitoloji ile ilgili daha çok içerik gelirse süper olur 🙂

    Yanıtla
    • 27 Aralık 2020 tarihinde, saat 12:57
      Permalink

      Yazmaya çalışacağım.Beğenmenize sevindim 🥰

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir