HARF DEVRİMİ ÖNCESİ ATILMIŞ EN BÜYÜK ADIM: HURUF-I MUNFASILA

Hurûf-ı munfasıla (Osmanlı Türkçesi ile منفصله حروف), hatt-ı cedîd, hatt-ı Enverî, Enver yazısı, Enveriye, ordu elifbâsı ya da Alman yazısı, Enver Paşa’nın Osmanlı Türkçesinin yazımını kolaylaştırmak üzere Arap alfabesini gözden geçirerek elde ettiği yazı sistemidir. Bu yazımda bu yazı sisteminin neden kullanılmak istendiğine ve neden destek görmediğine değineceğim.

Türkçe, yapı ve ses özellikleri bakımından zengin bir dil olmasına rağmen uzun yıllar boyunca Arap alfabesi temelli Osmanlıca denen bir sistemle yazılmıştır. İkinci Meşrutiyet’le beraber matbaanın da yaygınlaşmasıyla dildeki karışıklıkların önlenmesi için çeşitli reform önerileri sunulmuştur. Bu öneriler temelde Osmanlı yazısının düzelmesini isteyenler ve harf devrimi isteyenler olarak iki gruba ayrılabilir.

Osmanlı yazısının düzeltilmesini isteyenlerin en önemli gerekçesi bu yazının Türkçenin ünlü seslerini ifade etmekte yetersiz kalmasıydı. Bu sorun çeşitli imla sorunlarına yol açmıştır. Matbaanın ülkemize gelişiyle beraber yazılı basın ve resmi okul kitaplarının yaygınlaşmasıyla bu sorun daha çok hissedilmiştir.

Harf Devriminin benimsenme gerekçelerinin başında batının ilmini alma isteği gelmektedir. Dönemin lingua franca’sı Fransızca olduğu için Türk aydın sınıfın büyük bir çoğunluğu Fransızca biliyordu. Hatta kendi aralarındaki birçok yazışmanın Fransızca olduğunu da arşivlerde görebiliriz. Telgrafın da yaygınlaşmasıyla birlikte Türkçenin Fransız imlâ kuralları ve Latin alfabesiyle yazılması yaygınlaşmaya başladı. Dönemin İzmir, Selanik, İstanbul gibi şehirlerinde daha dil devrimi konuşulmazken birçok dükkan tabelası ve reklamlar bu yazıyı kullanıyordu.

Osmanlıca ve Latin harflerinin bir arada kullanıldığı bir sokak

Dönemin zihniyeti göz önünde bulundurulduğunda milliyetçilik akımının da etkisiyle benliklerinden ve dinlerinden uzaklaştırıldığını düşünen birçok kesimden insanlar Batı’da kullanılan latin harflerine* sıcak bakmıyordu. Bu sebeple zaten kullanımda olan bir alfabenin kolaylaştırılması daha uygun bulundu. Yıllarca süren tartışmalar üzerine Maarif Nezareti önderliğinde 1909 yılında İmla Komisyonu kuruldu. 1911’de Islahat-ı Huruf Cemiyeti, 1912’de Islahat-ı Huruf Encümeni gibi birimlerin hayata geçmesiyle 1912’de Islahat-ı Huruf Kongresi düzenlendi.

Türkçe kaleme alınacak metinlerde bütün kuralların Türkçeye göre yazılması gerektiğini savunan Enver Paşa bu sıralarda ilk hamleyi yaptı. Ordu içinde kullanılmak üzere “Hatt-ı Enveri” adlı bir yazı geliştirdi. Harflerin ayrı ayrı yazıldığı ve sesler için birer sesli harfin kullanıldığı bu yazı sistemi 35 ünsüz 10 ünlü olmak üzere 45 Harften oluşmaktadır. Bu sisteme göre harflerin son biçimleri birbirine bağlanmadan kullanılıyor ve sesli harfler de rahatlıkla gösteriliyordu. Bu durumda klasik Arap alfabesindeki sesli harfi tahmin etme, harfleri bağlayarak farklı kelimeler ortaya çıkarma şansını azaltıyordu. Enver Paşa, 1917 yılında bu sistemi öğretmek için Elifbâ adlı bir okuma kitabı hazırlamıştır. Ancak savaş durumunda istihbarata zarar verme ihtimali, Eski Türkçeyi terk etmek istemeyenlerin isyanları gibi olaylar yüzünden çok uzun ömürlü olmamıştır. Her ne kadar birçok insan dilde kolaylık üzerine reform istese de bu değiştirme denemeleri isyanlarla karşılanmıştır.

Enveri Alfabesi ve Osmanlıca ile farklarının bir örneği

Yazı sisteminin değişimiyle alakalı Ruşen Eşref Ünaydın 1918 yılında Mustafa Kemal Atatürk’e görüşünü şu şekilde dile getirmiştir:

“Bu iş, iyi niyetle yapılmış olmasına rağmen, yarım yamalak ve zamansız yapılmıştır… Savaş zamanı, harflerle uğraşılacak zaman mıdır? Ne için? Haberleşmeyi kolaylaştırmak için mi? Bu sistem haberleşmeyi eski sisteme göre daha yavaş ve daha güç kılmıştır. Hızın önem kazandığı bir zamanda, işleri yavaşlatan ve insanların kafasını karıştıran bu atılımın avantajı nedir? Fakat madem bir işe başladınız, bari bunu doğru dürüst yapacak cesareti gösteriniz.”

Ruşen Eşref Ünaydın (1956). Hatıralar. Ankara. s. 28-29

Sonuç olarak, özellikle savaş durumunda büyük kitleleri etkileyecek böylesine bir durum daha iyi planlanmalıydı ancak sağlıklı bir şekilde hayata geçirilebilseydi dönemin okuma yazma bilen kişileri arasında ciddi bir artış olabilirdi. Hurûf-ı munfasılanın varlığı Türkçenin değişime ufak da olsa başladığını kanıtlar niteliktedir. Aldığı tepkiler dönemin düşünce yapısını yansıtmaktadır. Her şeye rağmen Harf Devrimi gerçekleşene kadar atılmış en büyük adım olduğu gerçeği değişmeyecektir.

* Genel olarak Latin harfleri dense de şu anda kullandığımız alfabe Etrüskler’e dayanan bir alfabedir. Düşünülenin aksine Avrupalıların ortaya çıkardığı bir yazı sistemi değildir, çeşitli göçler ve ticaretlerle kümülatif ilerlemiştir. Alfabeye direkt geçmek yerine bu alanda çalışmış dönemin önde gelen isimleriyle bir komisyon kurularak Türkçenin ses ve yapı özellikleri üzerine geliştirilmiştir. Bu yüzden “Latin Harflerinin Kabulü” demek yerine “Harf Devrimi” denmelidir. Bu konuyla ilgili olarak Dil Encümeni üyelerinin çalışmalarını okuyabilirsiniz.

Arda Kaval

İsmim Arda Kaval. 22 yaşındayım ve Bartın doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi - İngiliz Dili Öğretmenliği 4.sınıf öğrencisiyim. C1 seviye İngilizceye ek olarak B1 seviye Almanca biliyorum. AIESEC aracılığıyla Romanya'da Cluj Napoca ve Baia Mare şehirlerinde gönüllü İngilizce öğretmenliği yaptım. Ardından Almanya'nın Erfurt şehrinde 1 sene boyunca Erasmus+ programı ile öğrenim gördüm. Her fırsatta gezmeyi ve yeni kültürler görmeyi severim. Çok iddialı olmasam da boş zamanlarımda dilbilim, edebiyat ve kaligrafi ile uğraşırım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir