Farklı Kişiliklerde Ortak Davranışlar

Hepimiz kendimize özgü nitelikleri olan insanlarız. Bizi diğer insanlardan ayıran, farklı kılan bu özelliklere kişilik diyoruz. Hepimizin iki ayak üzerinde yürümesi, ellerimiz ile nesneleri tutmamız, beş duyu organımız ile yönelimlerimizi yerine getiriyor olmak, düzenli ve sürekli hareket halinde olmakla enerji tüketiyor olmamız; sınırsız bilme, öğrenme ve araştırma gereksinimlerimizin olması ortak özelliklerimiz olmasına rağmen asla birbirimize benzemeyiz. Bildiklerimiz, olaylar karşısında tutumumuz, duygu ve düşüncelerimiz farklılık ve değişkenlik gösterebilir. Bireyin farklıları; analitik düşünmesi, spora becerisinin olması, müzik kulağının iyi olması, iş yönetiminde ve sürecinde liderlik yapması ya da spesifik kişilik özellikleriyle açıklanabilir. İnsan, yetenekleri ile neler yapabilir, bu potansiyeller sınırsız mıdır, bu potansiyeller neler olabilir?

Çalışkan, titiz, güler yüzlü, utangaç, enerjik, hayalci, kararlı gibi nitelendiriliriz. Bu niteliklerimiz kişiden kişiye farklılık gösterir, kişiye özgü ve kolay kolay değişmeyen davranışlar bütünüdür. Bu davranışların birçoğunun şimdinin üstüne gelecekte de devam edebileceğini söyleyebiliriz. Kişiliğin oluşumunda genlerin mi etkili olduğu yoksa çevresel etkileşimlerin sonucu mu olduğu konusunda eskiden beri süregelen tartışmalar vardır. Ancak, kişiliğin hem kalıtımsal hem de çevresel etkenler ile etkileşim sağlayarak değiştiğini ve sonuçlandığını söyleyebiliriz. Bebeklikten itibaren kişinin çevresindeki insanlarla kurduğu bağlamlar zaman içinde değişir ve şekillenir. Karakter, kişiliğimizin en temel yapı taşıdır. Eylem, duygu ve düşüncelerimiz üzerinde son derece etkilidir. Karakter; insanları diğerlerinden ayıran, kendisine özgü, olaylar ve hayattaki güçlüklere karşı verilen tepkilerden ayırt edilen bütünlerdir. Mizaç, diğer adıyla huy olarak adlandırdığımız; doğuştan beri süregelen, hayat boyu değişmeyen davranışlarımızın altında yatan motivasyonlarımızı belirleyen bir tutum olarak; hayatı ve olayları nasıl yorumladığımızı, verdiğimiz karar ve sonuçlara karşı davranış güdümüzü, beklentilerimizi ve tutumumuzu belirler. Toplumun kültürel davranış örüntüsüne bakacak olursak uygun davranış gösteren kişiye ‘karakterli’, uygun davranış göstermeyene ‘karaktersiz’ olarak nitelendirme yapabiliyoruz. Biri asla yalan söylemez ise ‘sözünün eridir’ olumlu karakteriyle değerlendirilir iken, ikiyüzlü, güvenli olmayan kişiye ‘ipiyle kuyuya inilmez’ gibi olumsuz karakter değerlendirmesi yapılabilir. Çevremizdeki insanlar için genelde ‘İpek yalan söylediğinde eli ayağına dolaşır’, ‘Kadir sinirlidir ama çabuk söner’ gibi mizaçsal özelliklerden bahsedebiliriz. Kültürel davranışlar kimi zaman nezaket kurallarını aştığında günlük ilişkilerimizde küfür ve hakareti hayvanlar yoluyla yaparız. Bazen insanların iyi özellikleri de hayvanların doğadaki gücüne benzetilebilmektedir. Karşımızdakinin kurnazlığını tilkiye benzetiriz. Çok beğendiğimiz birisine ‘aslan gibi adam’ yakıştırmasını yaparız. İnatçı birisini keçi ile tanımlarız. Her söylenene inanan birisine ‘sazan gibi atladı’ deriz. Yaptığımız iyiliğe karşı, karşı taraftan kötülük geldiğinde ‘koynumuzda yılan beslemişiz’ ifadesini kullanırız. Bu ifadeleri birçok örnek ile çoğaltabiliriz. İnsanların kabalık, çirkinlik ve nefret içeren söylemleri hayvanlar üzerinden yapıp mazeret yaratmaları, kişiliğin sorgulanması için açık kapı bırakır. İnsana ait özellikler insanlara has kişilik özellikleriyle nitelendirilmelidir. Huylu huyundan vazgeçmez, can çıkmadan huy çıkmaz, çıkarı için yapamayacağı iş yoktur gibi tabirler erdemli olmaktan uzaktır ve kişiliğimizi zedeler. Kişilikli/erdemli insan olmak, insan haklarının yanı sıra evrendeki her türlü canlının da haklarını korumak ve gözetmekten geçmektedir.

Kişiliğimiz bizi biz yapan her şeyin toplamıdır. Her ne olursa bu hayatta bizi biz yapan artılarımız ve eksilerimizdir. Yanlış yapmadan doğruyu bulamayız. Bugünkü bütün duygularımızı ve olaylara karşı davranışlarımızı geçmişimizin belirlemesine rağmen geleceğe hep umut ve ışıkla yürümemiz gerekir. Bilinç ve yeni bakış açıları ile aydınlık yollarda yürümeye karar verebiliriz. Geçmişteki olayların gölgesinde umutsuzca yaşamak ve geleceğe tecessüm etmek zorunda değiliz. Hayatımıza sığdırabileceklerimiz mayıs sineği kadar saltanatı kısa süren, ölüme giden uçuş olmasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir