Tereddüt (Clair Obscur)

Tereddüt (Clair Obscur), 16 Aralık 2016 tarihinde gösterime giren, Yeşim Ustaoğlu’nun yönetmeni ve senaristi olduğu uzun metrajlı bir drama filmidir. Film, taşra kasabasında görev yapan bir psikiyatrist (Şehnaz) ile çocuk yaşta evlendirilen Elmas’ın yaşadığı tereddütü anlatmaktadır. Film, 53. Uluslararası Antalya Film Festivali’nin Uluslararası Uzun Metraj Film kategorisinde En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen ve En İyi Film ödüllerini almıştır. Filmin oyuncuları ise Funda Eryiğit (Şehnaz), Ecem Uzun (Elmas), Mehmet Kurtuluş (Cem), Okan Yalabık (Umut) ve Serkan Keskin’dir.

 Filme adını veren ”Clair-Obscur”, aslında ” Chiaroscuro” olarak bilinen yağlı boya resminde ışık-gölge dağılımı tekniğidir. Chiaroscuro, İtalyanca bir kelimedir ve Rönesans dönemi ressamlarının resimlerinde daha çarpıcı ve gerçekçi etki oluşturmak için gölgeyi ve ışığı kontrast şeklinde kullanmalarıyla bu resim tekniği ortaya çıkmıştır. Peki filmin ismi dışında bu resim tekniğiyle ne ilgisi var?

Tereddüt – Funda Eryiğit

Ressamlar bu tekniği kullanarak ışığın ve gölgenin oluşturduğu kontrast ile gerçekçilik yaratmaya çalışmışlardı, yönetmen ise bu tekniği kullanarak sosyal ve politik bir resim yapmış diyebiliriz. Filmdeki kontrastı karakterler ile sağlamıştır Ustaoğlu. Şehnaz iyi eğitimli, toplumun üst sınıf olarak adlandırabileceğimiz bir grubuna mensup psikiyatrist, Elmas ise eğitim hakkı elinden alınmış ve ailesinin zoruyla evlendirilmiş bir çocuk gelindir. Aynı ama farklı iki kadının yaşadığı şiddetin ve toplumumuzun bir otoportresi… Bu iki karakterin yaşadığı olaylar kontrast etkisi yaratmakta ve gerçekliği hakkında seyircide hiçbir tereddüt hissi yaşatmamaktadır.

Metafor, imge ve film

Film su sahnesiyle başlıyor, ardından anlıyoruz ki ilk sahne aslında dalgalı bir deniz. Filmin ilerleyen kısımlarında da sıkça gösterilen deniz, aslında filmde su metaforunun kullanılmasıdır. Su metaforu inanç ve kültür dünyasında hayatı, sonsuzluğu, bereketi ve kutsallığı ifade eder. Her şeyin kaynağı olması yönüyle de su, büyük bir değere sahiptir. Suyun “fos et origo” özelliği yani her şeyin kaynağı ve kökeni oluşu düşüncesiyle su, hem her şeyi değiştirmekte ve yenilemekte hem de içindeki hiçbir şey önceki halini devam ettirememektedir. Bu düşünce anlatılan konuya büyük bir katkı sağlamaktadır. Filmin başından itibaren karakterler adeta suyun içindeymiş gibi değişmekte, yenilenmekte ve suyun içinde gibi önceki hallerini devam ettirememektedirler. Karakterler suyun kaynağına dönüşü gibi kendi benliklerine dönmektedirler. Bu doğrultuda filmin Elmas’ın ve Şehnaz’ın var olma süreçlerini ve kendi benliklerine dönüşlerini anlattığını söylemek mümkündür.

Psikiyatr Şehnaz’a gelen vakalar; hayvanları öldüren, vicdanen yaptığından rahatsız olmayan bir çocuk ve cinsiyet değiştirmek isteyen bir çocuktur. Bu vakalar, Türkiye’nin gerçeklerini yansıtmaktadır.  Erkek olmak isteyen bir çocuğa ve bunu destekleyen annesine babası, “Beni rezil ettiniz!” demektedir. Bu sahne LGBTQ bireylerinin yaşadığı şiddetin başlangıcını göstermekte ve bu çarpıcı sahnelerde toplumun genel tutumunu seyretmekteyiz. Filmde psikodramadan ve rüyalardan yararlanılmıştır. Filmdeki rüyalar hakkında Freud’un psikolojiye kazandırdığı Id, Ego ve Super-Ego kavramlarıyla ayrı bir inceleme yazısı yazılabileceğini düşünmekteyim.

Tereddüt Film Afişi

 

Heraklitos’un ”Her şey karşılık yoluyla doğar, hepsi bir nehir gibi akış içindedir.” sözünü diyalektiğin tanımı olarak adlandırabiliriz. Her varlık aynı zamanda hem kendini içerir, hem de zıddını. Başka bir deyişle, her şeyin kendi içinde, birbirine karşıt olan güçler yani çelişkiler bir arada bulunur. Bu doğrultuda filmde yatak imgesi bir diyalektik düşünce içerisinde sorgulanıyor. Yatak, Elmas için bir ızdırap, Şehnaz için ise hazzın bir kaynağıdır. Bir diyalektik düşünce gibi iki karakter de birbiriniz zıttıdır. Bunlara rağmen ikisinin de ortak noktası yaşadıkları şiddettir.

Toplumun hangi sınıfında olursa olsun, kendi yaşamlarında söz hakkına sahip olmayan iki kadının hikayesi. Kocasının işe gidişini izleyen Elmas’ı görüyoruz. Bu sahne aslında Elmas’ın özgürlüğünü yaşadığı anın başlangıcıdır. Kocasının evden gitmesiyle özgür, eve gelmesiyle özgürlüğü tekrardan elinden alınan bir çocuk. Elmas’ın sigara içmeyle özgür hissetmesini, bu eylemi sadece kocası yokken yapabilmesinden anlıyoruz. Bu onun otoriteye baş kaldırışıdır. İkisinin de eşleri yokken sigara veya rakı içebilmesi, aslında iradelerini kocalarının yanında ortaya koyamamalarının göstergesi.

Ailesine ya da kocasına uyum sağlamak zorunda olan iki kadın ve her ikisinin de itiraz hakkı yok. Ailesi okulu bırak dediğinde okulu bırakacak, evleneceksin dediğinde evlenecek ve kocası istediğinde zorla da olsa ilişkiye girecek. Diğer taraftan kocası çekip gidince kendi kendini tatmin edecek çünkü orgazm olmaya hakkı yok. İçeceğini belirlemeye hakkı yok, ayrılmaya hakkı yok, kocası ne zaman izin verirse o zaman gidebilir ki bundan daha kötüsü Elmas, sadece kocasının ölümüyle bunları yapabilme hakkına sahip olmuştur. Kadının eğitimli olup olmaması bu durumu değiştirmiyor, şiddet yine yaşamın bir parçası kadının hayatında. Bu durum bana sosyolojinin kurucusu kabul edilen İbn-i Haldun’un ‘Coğrafya kaderdir’ sözünü hatırlattı. Yönetmen ile yapılan bir röportajda yönetmen, hayatımızda tereddüt yaşadığımız her şeyden kurtulmamız gerektiğini söylemektedir. Bu doğrultuda ‘tereddüt’ rahatsız edici bir duygudur. Tereddüdü barındıran hiçbir ilişki sağlıklı değildir. Sağlıklı bir toplumda ilişkiler tereddüt duygusunu barındırmaz. Aksine sağlıklı bir toplumda ilişkiler sevgi, saygı ve güven üzerine kuruludur. Toplumuzda da böyle sağlıklı ilişkiler kurulması dileğiyle…

Yazımı Epiktetos’un ‘İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar’ kitabındaki bir söz ile bitirmek istiyorum.  ”İlk olarak kendinize ne olmak istediğinizi sorun, sonra ne yapmanız gerekiyorsa onu yapın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir