Toksik Aşk

Aşk beynimize mi, yoksa kalbimize mi hükmediyor? Aşk için yapılan tanımlarda her zaman “İki kişinin, içindeki en yoğun ve en güzel duyguları yaşamasına” dair yapılıyor ancak aynı zamanda aşkta mantığın da korunması, duyguların karşı tarafa olabildiğince yoğun ve doğru aktarılması, radikal kararlar alındığında dahi ilişkinin korunması, fikir ve duygu birliği uzun bir ilişki için önemli bir değer taşıyor.

Seçtiğimiz kişileri bilinçaltımıza kendi izlenimlerimizle kodlarız ya da bizim için hep düşündüğümüz, hissettiğimiz haliyle olmasını isteriz. Bir insana ilişki yolunda, ilk izlenim beğeni ve fiziksel çekicilik ile başlar. “Çok beğendim”, ”Çok güzeldi”, ”Çok beyefendiydi”, “Çok hanım hanımcıktı” gibi sadece bilinçaltımızda var olan fikirlere sahip olabiliriz ama aslında zamanla o kişideki duygu ve düşüncenin değişimiyle bilinçaltımızda oluşturduğumuz kodlamada bozulmalar ortaya çıkar. İlişkide bir şeylerin eksik olduğu, ilişkinin yolunda gitmediği, “Eskisi gibi değiliz” varsayımları, ilişkideki iniş-çıkışların olağanlığını kabul etmeme, en ufak olumsuzlukta çözümden uzaklaşma ya da aynı yerde sürekli kalma gibi sorunlar bu bozulmaların sonucunda sıkça yaşanabilmektedir. İlişkideki bu kişilik farkı, bireyin ilişkiden kopma eğilimini artırabilmektedir. Günümüzde tüketim çılgınlığı tüm dünyada artan bir eğilimde seyrederken sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla ilişkilerde de beğeniye dayalı bir gösterim yaratılabiliyor. “Plastik aşklar” her gün sosyal mecrada takipçilere sanki o ilişkide her an mükemmelmiş algısıyla gösteriliyor. Bu gösterimlere özenen kişiler de kendi ilişkilerinin böyle sürmesini arzulayarak bulunduğu ilişkinin dinamiklerinden kopabiliyor. TV ve sinema sektöründe de sadece bu trende uyulduğu için şaşaalı hayatlar ve abartılı duygular ön plana çıkıyor. Bu durum bazen sadece reklam amaçlı ilişkilerin kurulması, ayrılıkların ya da boşanmaların sosyal kamuoyunun yönergesiyle yapılması gibi aslında hiç uygun olmayan sonuçlar doğurabiliyor. Sosyal medyanın her bireyin kolay erişebildiği bir ortam oluşu, aynı zamanda zorbalığı da artırdığı için hassas karakterli kişilerin bundan yaralanmasına da sebep oluyor.

Aşk karmaşık olduğunda dahi koşulsuz, hesapsız sevmek ise bu aşkı kirleten nedir? Aşkın temiz kalması ve sürmesi için gereken yoğun sevgi ve anlayıştır. Bu sayede duygu ve düşünce birliğinin korunması aşka yönelen lekelerden kolay bir şekilde arınmayı sağlar. İlişkinin ilk aylarındaki bu yoğun sevgi ve anlayış, ilişkide devamlı sağlanan bir süreç olmayabiliyor. Her ilişkinin kendine özgü bir yolu vardır ve bu yol sabit değildir. İlişkide karşılaşılan herhangi bir engelde her iki tarafın da güven, sevgi, sadakat ve sorumluluk çerçevesinde bu zorlukları aşması, ilişkinin korunması ve uzun süre devam etmesi için gerekli koşuldur. Bu koşul sağlanmadığı zaman yaşanan kopukluklar, en ufak kavgada rüzgâr gibi savrulan çiftler ve ardından gelen tartışma ve kavga ortamı, toksik ilişkilerin en belirgin göstergeleridir. İlişki ileriye gittikçe, daha ciddi bir hal aldığında sahiplenme duygusu artar. Sahiplenme duygusu artığında kişi sevdiğinin kişisel özgürlük alanına istemese de müdahale edebilir.  Bu müdahale genellikle hesap sorma yöntemiyle olur. “Bugün neredeydin, bugün ne yaptın, kiminleydin, x kişisi de yanında mıydı?” gibi sorular ile sahiplenme duygusunu artırdığını düşünen birey aslında ilişkisindeki kişi için kuşku ile yaklaştığını ve güven duygusunda eksikliklerinin olduğunu yansıtmış olur. Bazı durumlarda aile fertlerinden ya da yakın arkadaşlardan koparma eğilimine gidecek derecede kıskançlıklar görülebilmektedir. “Şununla çok samimisin, şununla arkadaşlığını kes, sadece benimle ilgilen” gibi söylemlerle bu eğilim karşı tarafa sözel olarak yansıtılabilir. İlişki yaşadığınız bir kişiye bu kadar kısıtlayıcı bir tavrın sergilenmesi hoş karşılanmadığı gibi bu tavırla ilgili oluşturulacak bir empatinin, aslında bu tavırda bulunan kişi için dahi rahatsız edici olabileceği görülebilir. Bazen fedakârlıkla varı yoğu sadece tek bir kişiye adamak karıştırılabiliyor ve aynı tutum ilişkide karşı taraftan sağlanmadığı zaman duygusal ve çöküntüler yaşanabiliyor. Bu durumda ilişki için alınması gereken yol olarak ya fedakârlıkları belirli oranda uyumlu hale getirmek, ya da bütün hislere aynen cevap verebilecek bir kişiyle ilişki yaşamak seçilebilir.

Her insan, yeni başladığı ya da sürdürdüğü ilişkisi için sergilediği tavrı o zamana kadar edindiği tecrübeler ışığında gerçekleştirir. İlişkide yaşanan herhangi bir sorunda, önceki tecrübede yaşanan benzer olaylar, o soruna yapılacak müdahale için düşünülen fikirde etkili olabilmektedir. Eski ilişkide yaşanan olaydaki çözüm, mevcut ilişkide de yarayabilir diye düşünülebilir ancak bu var olan ilişkide sorunu büyütebilecek bir hamle de olabilir. Bu açıdan her ilişkinin sorunları ve çözüm yolları kendi dinamiği içinde ele alınmalıdır. Olumsuz koşullarda eski ilişkiyi yeni ilişkiyle kıyaslamak sıkça yaşanabilecek bir durumdur. Bu kıyastaki hoşnutsuzluk, bireyi ilişki yaşadığı kişiye karşı soğutabilmekte ve bu sebeple ilişkiye kocaman mesafeler girebilmektedir. Bazen bu kıyas sözel olarak da yansıtılabilir ve ilişkide kıskançlık krizlerinin yaşanması ve o kişiyle ilişiği tamamen kesilmesi gibi sonuçlar doğurabilir. Bazen de geçmişte yaşadığımız kötü deneyimlerin yeni ilişkide de yaşanabileceğine dair kaygı, ilişkileri bir adım öteye götürmede engel olabiliyor.

Bir kişi kendi çıkarlarını ya da beğenilerini gerçekleştirme adına yalan söyleyebilir. Dürüst bir kişiliğe sahip olan biri için bu yalanlar affedilemez olabilir. Yalanlara karşı alınan tavır, sadakatte ve güvende körelmeye yol açar. Bazen, önceden yazıda bahsedilen bilinçaltına kodlanan kişileri elde etme amacıyla bir kişi tamamıyla kendisinden farklı bir karakterle bu kişiyi elde etme yoluna gidebilir. İlişkideki sadakatsizlik, ihanet ve aldatma eğilimleri yalanlarla örtülmeye çalışılabilir. Bu karakterin fark edilmesi, kişide güvene dayalı daha büyük bir tahribata yol açabilir ve bu ilişki bir şekilde bittiyse bu yalana maruz kalan kişi yeni ilişkiler kurmakta zorlanabilir. Bu şüpheden ötürü belki de tüm doğrularıyla yanında olan kişiye şüpheci yaklaşabilir. Yani yaşanan bir toksik ilişki, gelecekteki ilişkileri de zehirleyebilir. Bu yüzden sonucu ne olursa olsun her insan birbirine her an doğrularıyla yaklaşmalıdır.

Uzun süren ancak bir şekilde yürümeyen ilişkiyi sadece o kişiye olan bağlılıktan ötürü bitirememe de, bir ilişkide sorunlu bir tutumdur. Duygularla hareket ederken mantık göz ardı edildiğinde yaşanan sorunları görmeme ya da inkâr etme gibi durumlar aslında devam etmemesi gereken bir ilişkinin devam etmesi gibi sorunlara yol açabiliyor. İlişkiye hareket gelmesi için anlık değişimlerle süreci kurtarmaya çalışmak ancak tavırda ve düşüncede hiçbir değişiklik yapmamak da (Zamanla düzelir, değişeceğine inanıyorum fikri) ilişkide sürdürülebilirliği engellemektedir. Kadın geleceği olan bir ilişki yaşamak ister. Hayatındaki erkek için “Çocuklarımın babası, hayat arkadaşım, birlikte huzurlu bir ömür süreceğim eş” şeklinde bakış açısına sahipken erkekler daha çok tatmin olma yolunda veya dış görünüş odaklı ilişkiyi yaşamak ister. Erkekler kadınlara göre daha az iç sorumluluk aldığı için evlilik dönemine korkuyla bakar ve kadınların geleceğe dair isteklerine cevap vermekte zorlanır. Sırf bu sebeple uzun sürebilecek bir ilişkinin sona erdiği görülebilir. Evlilik esnasındaki tatmin olma ihtiyacının giderilememesi için “Çocuk yaparsak ilişkiyi kurtarırız” fikri ortaya atılarak istenen tatminin dışında yeni tatmin yolları aranmaktadır ancak çocuk doğduktan sonra yaşanan sorunların daha büyük bir etki yaratıp ilişkiyi boşanmaya sürüklemesi hem ilişkide hem de doğan çocukta şok etkisi yaratabiliyor.

Birine aşık olmak, birine aşık kalmak gerçek bir eylemdir. Aşk şefkatle beslenir, sabır ve güven ile güçlenir. Aşk aynı zamanda fedakarlıktır, katlanmaktır, çözüm aramaktır, her gün yeni bir şey keşfetme umuduyla merakla bu büyük hissi sürdürmektir. İnsan kendini sevdiğiyle bütünlemesi için aşık olmalıdır. İnsanın hayran olduğu kişi, kendisine bir şeyler katıyor diye hissediyorsa ve “bendeki her eksik onda var, beni tamamlıyor” diye düşünüyorsa doğru kişiye aşık olmuştur. Aşk aynı zamanda eksikleri kapatmada usta olmayı gerektirdiği gibi her ortak paydayı da zengin bir şekilde bünyesinde tutmalıdır. Aşkın saf ve temiz duygularla geleceğe umutla bakarak yaşanması, bu duygunun olabildiğince uzun süre yaşanmasına kolaylık sağlar. Aşk koşulsuzdur, zamansızdır, plansızdır. Gerçek aşk iki kişiliktir, aşka dair tüm unsurlar ortak bir şekilde paylaşılmalıdır ve bu paydayla ilişki sonuna kadar yaşanmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir