Suça Sürüklenen Çocuklar

Suç, kanunlarda açıkça yasaklanan ve karşılığında bir ceza öngörülen her türlü fiil olarak tanımlanmaktadır. Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. maddesinin ilk fıkrasına göre çocuk, daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış olan kişilere denir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise suça sürüklenen çocuk; Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk olarak tanımlanmıştır.  Bu Kanunla suça sürüklenen çocukların korunması ve haklarının güvence altına alınması amaçlanmıştır. Çocuklar için özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması gerektiği belirtilmiş ve koruyucu/destekleyici tedbirler ön plana çıkarılmıştır.

Çocuk Hakları Sözleşmesi de çocukların haklarını güvence altına almayı amaçlamaktadır. Bu sözleşme doğrultusunda devletler tarafından yapılmış olan düzenlemeler, çocukların onurunu ve saygınlığını korumayı amaçlar. Tüm çocukların ihtiyaçlarının giderilmesi ve her türlü riskten korunması devletin sorumluluğu altındadır. Bu doğrultuda olan düzenlemelerden bir diğeri ise, 1985’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Beijing Kuralları  olarak da bilenen BM Asgari Standart Kurallarıdır. Bu kurallar tavsiye niteliğinde olmasına rağmen uluslararası bağlayıcılığı olan sözleşmelerin yorumlanmasında temel alınan belgeler arasında yer almakta ve Çocuk Hakları Komitesi tarafından imzacı devletlerin mutlaka uyması gereken normlar arasında gösterilmektedir. Beijing Kuralları ile belirlenen ilk hedef suça sürüklenen çocuğun durumunun iyileştirilmesi, ikinci hedef ise orantılılık ilkesine uygun hareket edilmesidir.

Türk hukuk sisteminde “suçlu çocuk yoktur, suça sürüklenen çocuk vardır” ilkesi baz alınmıştır. Türk Ceza Kanunu’na göre henüz 18 yaşını doldurmamış kişiler çocuktur. Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesinde ceza ehliyeti konusunda suçun işlendiği tarihte bulunulan yaş itibarıyla 0-12 yaş grubu, 12-15 yaş grubu ve 15-18 yaş grubu olmak üzere üç yaş grubuna göre farklı değerlendirme yapılmıştır. Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. İkinci grupta bulunan 12-15 yaş grubu çocukların, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza sorumluluğu yoktur. İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı halinde ise indirimli ceza uygulamasına tabi tutulmuşlardır. Üçüncü grubu oluşturan 15-18 yaş grubu çocukların ise ceza sorumluluğu kural olarak kabul edilmiştir ancak indirimli ceza uygulamasına tabi tutulmuşlardır.

Türkiye istatistiklerine baktığımızda, TÜİK’in verilerine göre güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2019 yılında, 2018 yılına göre %5,8 oranında artarak 511 bin 247 olmuştur. Çocukların %50,1’inin 15-17 yaş grubunda, %25,2’sinin 12-14 yaş grubunda, %24,7’sinin ise 11 yaş ve altında olduğu görülmüştür. Bu çocukların %65,4’ünün erkek, %34,6’sının ise kız çocuğu olduğu görülmüştür. Bu çocukların %31,7’sine yaralama, %25,6’sına hırsızlık, %8,1’ine Pasaport Kanunu’na muhalefet, %6,9’una göçmen kaçakçılığı, %4,6’sına ise uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak suçları isnat edilmiştir.(https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Guvenlik-Birimine-Gelen-veya-Getirilen-Cocuk-Istatistikleri-2015-2019-33632)

Peki çocukları suça sürükleyen etkenler nelerdir?

Çocukluk döneminde suça yönelten etkenler; hızlı bir bedensel ve ruhsal değişimden, kalıtımsal nedenlerden kaynaklanabileceği gibi yanlış eğitim, yetersiz sevgiden de kaynaklanabilir.  Değişen değer yargıları, ahlak kurallarının bozulması, düzensiz kentleşme ve sanayileşme, sosyo-ekonomik nedenler ve bazı kitle iletişim araçları da çocuğu suça iten etkenler arasında sayılabilir. Ekonomik, toplumsal ve ailevi nedenlerden dolayı çocukluk dönemlerini yaşam standartlarının altında geçiren çocuklar yanlış ortamlara yönelebilmekte ve hayatının ilk dönemlerinde suça sürüklenebilmektedir.

Ailenin ekonomik ve kültürel düzeyi çocuğun ilk sosyal deneyimlerini oluşturur ve kişiliğin oluşmasında önemli bir faktör olarak yer alır. Anne–babanın eğitim durumu, birlikte yaşama ya da boşanmış olmaları gibi ailevi özellikler de çocukların suç işleme oranlarına etki edebilir.  Ayrıca anne babanın çocuğa sert ya da yumuşak davranması, ona değer verip vermemesi de çocuk üzerinde etkilidir. Bütün bunlar çocuğun sosyal gelişimini tamamlamış bir birey olmasını sağlayabileceği gibi sosyal gelişimini tamamlayamayan suç işlemeye meyilli bir birey olmasına da sebep olabilir.

Kişilik özelliklerinin de suç işlemede etkili olduğu görülmektedir. Suç, bilinçaltına itilen isteklerin simgesel ifadesi olmakla beraber zihinsel ve duygusal bozuklukların yansımasıdır. Çocuk tarafından suç, toplumsal bakımdan yasaklanmış olan şeye karşı gelmek, onu yok etmek amacıyla işlenmiş olabilir.

Suça sürüklenme riski olan bireyler olarak topluma karışmış sokak çocukları, sokaktaki tüm risk ve tehlikelere açık bireyler olmakta ve zamanla suça eğilimli hale gelebilmektedirler. Sokakta yaşayan çocuklarla başlayan risk zinciri eğitim dışında kalmış çocuklardan, istismara maruz kalmış çocuklara ve savaş koşullarındaki çocuklardan afet çocuklarına kadar uzanmaktadır.

Suça sürüklenen çocukların yeniden suç işlemelerini önlemek ve onları tekrar topluma kazandırmak amacıyla neler yapılmalıdır?

Çocukluk döneminde sergilenen suç davranışlarını tanımak ve önlemek için öncelikle çocuğu suça sürükleyen faktörlerin ve bu konuda riskli durumların belirlenmesi  gerekir. Çocuklar, adalet sistemi içinde zarar görebilmekte ve suça sürüklenen çocuk olarak değil bir suçlu olarak muamele görebilmektedir. Uygulamada mahkemeler, suça sürüklenen çocuklar için mevzuatın imkan tanımasına rağmen onların çocuk olduğunu göz ardı ederek güvenlik kararı yerine ceza kararına hükmedebilmektedir. Suça sürüklenen çocuğa, tedbir kararı yerine ceza kararı verilmesi çocuğun cezaevine girmesini ve çocuğun suça sürüklenme döngüsüne iyice saplanma riskini de beraberinde getirmektedir. Çocukların tutuklu oldukları süre zarfında eğitim hayatından yoksun kalmaları ve salıverilme sonrasında yaşıtlarından geride kalmaları çocuğun yaşıtları ile arasındaki mesafenin açılmasına neden olmaktadır. Adalet sistemi içerisinde çocukların en az zarar göreceği şekilde bir sistemin oluşturulması çocuğun yüksek yararının en temel gerekliliklerindendir.

Suça sürüklenen çocukların suça yönelmesini önleyecek çözümlerin üretilmesi her ne kadar önemli ise de topluma kazandırılması için kanunlarda yer alan mekanizmalara işlevsellik kazandırmak da önemlidir. Suça sürüklenen çocuk, tutukluluğu sona erip salıverildikten sonra kendisini suça iten ortam ve koşullara yeniden dönüyorsa yeniden suça sürüklenebilmektedir. Bu sebeple çocuk hakkında verilen kararın sonuçları daima izlenmeli ve bu karar ile amaca ulaşılamadığının fark edilmesi halinde, uygun başkaca tedbirlerin denenmesi yoluna başvurulabilmelidir. 

Çocukların suça sürüklenmesini engellemek için öz kontrollerinin sağlanması, daha erken dönemlerde yaşamına yön verilmesi ve kişiliğinin geliştirilmesi oldukça önemlidir. Bu görev de çocukluk döneminde çocukların model aldıkları ilk kişilere yani anne-babalarına düşmektedir. Yapılması gereken diğer önemli şeylerden biri de çocuk hakları konusunda toplumun bilinçlendirilmesi ve bu konu hakkında yapılacak çalışmaların sürdürülebilir ve stratejik planlamalarla bir çocuk politikası doğrultusunda uygulanmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir