Yargı Reformu’nun Üçüncü Paketindeki Önemli Değişiklikler

TBMM’de kabul edilen Yargı Reformu’nun üçüncü paketi, “7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun“un dün (28.07.2020) Resmi Gazete’de yayımlanması ile yürürlüğe girdi. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) , medeni yargılama hukukumuza ilişkin temel düzenlemeleri içeren kanunumuz olduğu için yapılan değişiklikler hukukçular başta olmak üzere herkesi yakından ilgilendirmektedir. Ayrıca ilgili Kanun ile Türk Ticaret Kanunu ve Tüketici Kanunu gibi bazı temel kanunlarda da değişiklik yapılmıştır. Bu yazıda 7251 sayılı Kanun ile yapılan “önemli gördüğüm değişiklikleri” sizler için kısaca özetleyeceğim.

1) HMK m.36’da sayılan örnek ret sebeplerine bir yenisi daha eklendi.

HMK m.36’da hakimin tarafsızlığına ilişkin şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması halinde taraflardan birinin hakimi reddedebileceği veya bu durumda hakimin bizzat davadan çekilebileceği düzenlenmiştir. Ayrıca hükümde 5 bent halinde bazı ret sebepleri örnek olarak sayılmıştır. Bu ret sebeplerinden birisinin düzenlendiği c bendine göre hakimin daha önce davada, tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hakim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması bir ret sebebidir. 7251 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile c bendine örnek niteliğindeki yeni bir ret sebebi daha eklenmiştir. Bu düzenlemeye göre hakimin daha önce “uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış bulunması” da örnek ret sebeplerinden birisi haline gelmiştir.

2) Belirsiz alacak davasında iddianın genişletilmesi yasağına istisna teşkil eden hakkın kullanılması hakimin vereceği kesin süreye bağlandı.

HMK madde 107, fıkra 1’e göre davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin alacaklıdan beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklının asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle açtığı davaya belirsiz alacak davası denilmektedir. Hükmün 2. fıkrasında karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği düzenlenmiştir. Maddede belirtildiği üzere bu durum iddianın genişletilmesi yasağının istisnalarındandır. 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile 2. fıkrada değişiklik yapılmıştır, yapılan değişikliğe göre artık belirsiz alacak davası açan davacı, alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu halde hakim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde talebini tam ve kesin olarak belirlemesi gerekmektedir. Ayrıca maddenin “Belirsiz alacak ve tespit davası” şeklindeki başlığı “Belirsiz alacak davası” olarak değiştirilmiş ve 3. fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

3) Davacının dava konusunu devrettiği durumlarda davanın yeni davacı aleyhine sonuçlanması halinde yargılama giderlerinden sorumluluğa ilişkin düzenleme yapıldı.

HMK’nin 125 inci maddesinin 1. fıkrasının a bendi gereği davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devreder, davacı da dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam ederse ve dava, davacı lehine sonuçlanırsa dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. Hükmün 2. fıkrasında da dava açıldıktan sonra davacının dava konusunu 3. kişiye devretmesi halinde, dava konusunu devralanın davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden devam edeceği belirtilmiştir. Ancak burada yargılama giderlerine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. 7251 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile 2. fıkrada değişiklik yapılmıştır, değişikliğe göre dava davacı aleyhine sonuçlanırsa dava konusunu devreden ve devralan, yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olmaktadır.

4) Cevap dilekçesini vermedeki ek sürenin başlangıç anı düzenlendi.

HMK’nin 127. maddesinin 1. fıkrasına göre davacının dava dilekçesinin tebliğinden itibaren 2 hafta içinde cevap dilekçesinin verilmesi gerekir. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkansız olduğu durumlarda, cevap süresi içinde mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Normalde HMK’de bu ek sürenin ne zaman başlayacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktaydı, bu durumda da uygulamada cevap süresinin hakimden talep edilen anda mı yoksa olağan cevap süresinin bitiminden itibaren mi başlayacağı konusunda tereddütler yaşanmaktaydı. Ancak 7251 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile ilgili düzenlemede HMK m.127’de değişiklik yapılarak uygulamadaki tartışmalara son verilmiştir. Bu değişikliğe göre hakim tarafından verilecek olan ek süre, 2 haftalık olağan cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlayacaktır.

Not: 7251 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile HMK m.317’de düzenlenen basit yargılama usulündeki cevap dilekçesinin ek süresinin başlangıç anı da aynı şekilde değiştirilmiştir.

5) E-duruşma yapılmasına ilişkin temel düzenleme olan HMK madde 149’da önemli değişiklikler yapıldı.

7251 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile HMK madde 149’da yapılan değişiklikleri şu şekilde sıralayabiliriz:

a) “Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrası” şeklindeki madde başlığı “Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla veya başka yerde duruşma icrası” olarak değiştirildi.

b) Fıkra sayısı 2’den 5’e çıktı.

c) Eskiden mahkeme, her iki tarafın rızası olmak şartıyla, kendilerinin veya vekillerinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine izin verebilirken artık taraflardan birinin talebi üzerine talep eden tarafın veya vekilinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine karar verebilir.

ç) Eskiden mahkeme her iki tarafın rızası olmak kaydıyla tanığın, bilirkişinin, uzmanın aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine izin verebilirken artık resen veya taraflardan birinin talebi üzerine; tanığın, bilirkişinin veya uzmanın aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine karar verebilmektedir.

d) Eskiden mevcut olmayan bir değişiklik olarak mahkemenin tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerde ilgililerin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine resen karar verebilmesi imkanı getirilmiştir.

e) Eskiden mevcut olmayan bir başka değişiklik ise mahkemenin fiili engel veya güvenlik sebebiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına karar verebilmesidir. Ancak bunun için mahkemenin yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adalet komisyonunun uygun görüşünü alması gerekmektedir.

6)Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra ıslah yapılabilmesi mümkün hale getirildi.

HMK madde 177’nin 1. fıkrasına göre ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilmektedir. Ancak uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan birisi Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra ıslahın yapılabilme imkanının olup olmadığıdır. 1948 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre Yargıtayın bozma kararından sonra ıslah yapılabilmesi mümkün değildir. Ancak bu durum uygulama açısından bazı sorunlar doğurmaktaydı, bu sebeple yasa koyucu 7251 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile HMK’nin 177. maddesine yeni bir fıkra eklemek suretiyle değişiklik yapmıştır. Bu değişikliğe göre Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabilir. Ancak bu durumda bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.

7) Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra aynı duruşmada sözlü yargılamaya geçilmesi düzenlendi.

Eskiden tahkikatın bittiği taraflara tefhim edildikten sonra HMK madde 186 uyarınca mahkeme sözlü yargılama ve duruşma için bir tarih tayin eder ve taraflara davetiye gönderilirdi. 7251 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile HMK madde 186’da değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliğe göre mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçecektir. Ancak bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Ayrıca hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez. Şu da belirtilmelidir ki maddeye 2. fıkra eklenmek suretiyle HMK madde 150’deki tarafların duruşmaya gelmemesinin hukuki sonuçları saklı tutulmuştur.

8) Bilirkişi raporuna itirazda ek süre getirildi.

HMK madde 281, fıkra 1’e göre taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını ve belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. 7251 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile bu düzenlemeye bir cümle eklenmek suretiyle değişiklik yapılmıştır. Eklenen yeni cümleye göre bilirkişi raporuna itiraz niteliğindeki talebin, bu 2 haftalık süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkansız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi halinde yine bu 2 haftalık süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve 2 haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.

9) Ek karar kurumu kabul edildi.

7251 sayılı Kanun’un 27. maddesi ile HMK’ye eklenen ve “Hükmün tamamlanması” başlığını taşıyan 305/A maddesi gereği taraflardan her biri, nihai kararın tebliğinden itibaren 1 ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir.

10) Davaya son veren taraf usul işlemlerinin kanun yolunda gerçekleşmesine ilişkin bazı düzenlemeler kabul edildi.

HMK madde 310 ve 314’e ek fıkralar eklemek suretiyle davaya son veren taraf usul işlemleri olan feragat,kabul ve sulhun hükmün verilmesinden sonra yapılmasına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. İlgili düzenlemelere göre davaya son veren taraf usul işlemleri hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince bu işlem doğrultusunda ek karar verilir. Bu işlemler dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı ilgili işlem hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.

11) İstinafta duruşma yapılmadan verilecek kararların düzenlendiği 353. maddede bazı değişiklikler yapıldı.

HMK’nin 353.maddesinin 1. fıkrasının a bendinde sayılan durumlarda ön inceleme sonunda bölge adliye mahkemesi , esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vermektedir. Bu durumlardan birisi olan 6 numaralı alt bende göre mahkemenin, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar vermesi halinde 353. maddenin 1. fıkrasının a bendine göre karar verilmesi gerekmektedir. 7251 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile ilgili alt bent değiştirilmiştir. Bu değişikliğe göre mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması, HMK m.353/1-a’ ya göre karar verilmesini gerektirmektedir.

12) İstinaf aşamasında tahkikatla ilgili yargılama giderlerinin ödeneceği sürede değişiklik yapıldı.

Önceden duruşmalı işlerde gönderilen davetiyelerde yargılama giderlerinin duruşma gününe kadar avans olarak yatırılması gerektiği belirtilirken 7251 sayılı Kanun’un 37. maddesi ile HMK’nin 358. maddesinde değişiklik yapılmıştır. Değişikliğe göre giderlerin avans olarak yatırılması gereken kesin süre 2 haftadan az olmamak üzere hakim tarafından belirlenecektir.

13) Temyize konu olabilecek uyuşmazlıklara kira hukukuna ilişkin bir durum eklendi.

7251 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile HMK’nin 362. maddesinde değişiklik yapılmış ve kira hukuku ile bağlantılı özel bir düzenleme getirilmiştir. Yapılan değişikliğe göre kira ilişkisinden doğan diğer davalardan üç aylık kira tutarı temyiz sınırının üzerinde olan uyuşmazlıklarda temyiz yoluna başvurulabilmektedir.

14) İhtiyati tedbir kararının uygulanmasını talep etme süresinin başlangıç anı değiştirildi.

7251 sayılı Kanun’un 41. maddesi ile HMK’nin 393. maddesinde değişiklik yapılmış ve 1 haftalık sürenin başlangıç anı olarak ihtiyati tedbir kararının verildiği tarih değil, kararın tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğ edildiği tarih esas alınmıştır.

15) İhtiyati tedbire muhalefet halinde verilen disiplin hapsi şikayet şartına bağlandı.

7251 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile HMK’nin 398. maddesinde değişiklik yapılmıştır, bu değişikliğe göre ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kimseye disiplin hapsi verilebilmesi, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayet edilmesi şartına bağlanmıştır. Ayrıca disiplin hapis cezasının 1 aylık alt sınırı kaldırılmıştır. Bunun dışında hükme 8 fıkra daha eklenmek suretiyle disiplin hapsine itiraz vb. konular düzenlenmiştir.

16)Hakem kararının düzeltilmesi, yorumlanması veya tamamlanması hallerinde ek hakem ücreti ödenebilmesi mümkün hale getirildi.

7251 sayılı Kanun’un 46. maddesi ile HMK’nin 440. maddesinin 5. fıkrasında değişiklik yapılmıştır, bu değişikliğe göre kural olarak hakem kararının düzeltilmesi, yorumlanması veya tamamlanması hallerinde ek hakem ücreti ödenmez, ancak taraflar aksini kararlaştırabilirler.

17) Kadastro Kanunu’nda kanun yoluna başvurulabilecek özel haller düzenlendi.

7251 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na ek madde eklenmesi suretiyle kanun yoluna başvurulabilecek özel haller belirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre kadastro mahkemesinin veya otuz günlük askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.

18) Ticari davalardaki basit yargılama usulünün parasal sınırı değiştirildi.

7251 sayılı Kanun’un 54. maddesi ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 5’inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “üç yüz bin” ibaresi “beş yüz bin” şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişikliğe göre ticari davalarda basit yargılama usulünün uygulandığı, yani tek hakimle yargılamanın görüldüğü dava ve işlerin parasal sınırı 300 bin TL’den 500 bin TL’ye çıkarılmıştır.

Not: Bu düzenlemeye paralel olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yüz bin” ibaresi de “beş yüz bin” şeklinde değiştirilmiştir.

19)Sigorta tazminat alacaklarının takibini yapabilecek kişiler düzenlendi.

7251 sayılı Kanun’un 57. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na ek 6. madde eklenmiştir. Bu maddenin 1. fıkrasına göre sigorta tazminat alacakları sadece

a) Alacaklı tarafından bizzat,

b) Alacaklının kanuni temsilcisi veya kanuni temsilcinin bizzat vekâlet verdiği avukat vasıtasıyla,

c) Alacaklının bizzat vekalet verdiği eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya avukatı vasıtasıyla, takip edilebilir.

Ayrıca 2. fıkraya göre de tazminat alacağı, sadece hak sahibine veya avukatına ödenir ve birinci fıkrada belirtilen kişiler de dahil olmak üzere hiç kimseye devredilemez.

20) Tüketici mahkemelerinde dava açmadan önce dava şartı olarak arabulucuya başvurulması zorunlu hale getirildi.

7251 sayılı Kanun’un 59. maddesi ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a madde 73/A hükmü eklendi. Bu hükme göre tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Ancak hükümde dava şartı olarak arabulucuya başvurulması zorunlu olmayan istisnalar da belirtilmiştir. Bu istisnalar :

a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar

b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar

c) 73’üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar

ç) 74’üncü maddede belirtilen davalar

d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar

Diğer değişikliklere ilişkin açıklama:

7251 sayılı Kanun yürütme ve yürürlük maddeleriyle beraber toplam 64 maddeden oluşmaktadır. Ben ifade tarzına ve salt kanun sistematiğine ilişkin değişiklikleri bu yazıda incelemedim. 7251 sayılı Kanun ile yapılan tüm değişiklikleri https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/07/20200728-14.htm adresinden inceleyebilirsiniz.

Hüseyin Turgut

Entegreol.net Editör Birimi Sorumlusu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir