BHOPAL FELAKETİ

Sömüren ve sömürülen ilişkisi devletler ölçeğinde coğrafi keşifler ile mana kazanmıştır. Gemicilik sanatında meydana gelen ilerleme ile birlikte Batılı devletler Doğunun zenginliklerine ulaşmak maksadıyla pusulalarını güneşin doğduğu yöne doğru çevirmişlerdir. Sömürgecilik faaliyetlerine erken bir dönemde başlayan Portekiz, yarışta öne geçmiş ve Vasco De Gama’nın Hindistan’a ulaşmasıyla Doğunun baharatları, renkli kumaşları Batıya akmaya başlamıştır.

Hindistan uzunca bir müddet emperyalist devletlerin üzerinde hâkimiyet kurmak için birbirleri ile mücadelelerine sahne olmuş nihayetinde İngiltere Alt Kıta’da mutlak hâkimiyetini sağlamıştır. 1947 yılına kadar İngilizler bilfiil Hindistan’ı idare etmiş ve bu süre zarfında yer altı, yer üstü kaynakları ile mevcut insan sermayesi doğrudan İngilizlerin arzuladığı şekilde kullanılmıştır. Sömürgecilik faaliyetlerinin daha maliyetli bir hal almasıyla diğer birçok ülke gibi Hindistan’da 1947 tarihi itibariyle hürriyetini elde etmiştir. Fakat elde edilen siyasal zafer, iktisadi zaferlerle taçlandırılmayınca Hindistan birçok taviz vererek yabancı yatırımcıları ülkesine çekmek için uğraşı göstermiştir. Bu sefer de sömürgecilik başkalaşım geçirmiş ve Hint halkı son derece sağlıksız sanayi tesislerinde minimum ücretler için çalışmak mecburiyetinde kalmıştır.

İnsan hayatının son derece değersiz görüldüğü Hindistan’da, şirketlerinin çarklarını Hint halkının alın teriyle döndüren yabancı yatırımcıların en çok önem verdikleri şey fabrikalarının daha çok kazanması olmuştur. Açgözlü bu davranış biçimi zaman zaman geri dönülmez felaketlere sebebiyet vermiştir. Bunların en büyüğü ise 1984 yılında Hindistan’ın Bhopal şehrinde meydana gelmiştir. Pek çok kişinin ölümüne sebebiyet veren bu olayın etkileri Çernobil’den daha korkunç bir şekilde kendini göstermiştir.

”Union Carbide” isimli böcek ilacı üreten Amerikan kimya tesisinin sebep olduğu 40 tonluk metil izosiyanat gazı ile beraber çeşitli zehirli gazların sızıntısıyla yaşam ile ölüm arasındaki kararı rüzgârın esiş yönü belirledi. Tesisin etrafı gecekondular ile kaplıydı ve çoğu kapısız evlere zehirli gazların girmesinin etkisiyle kurbanların gözlerinde ve boğazlarında yanma, mide bulantısı gibi etkiler gerçekleşirken birkaç gün içerisinde binlerce insan hayatını kaybetti. Hindistan’ın sosyo-ekonomik durumu göz önünde bulundurulduğunda ölü sayısı ile ilgili net verilere ulaşmak mümkün değildir. Kaynaklara göre veriler farklılık gösterse de hastane kayıtlarına göre ölü sayısının 25 bine ulaştığı belirtilmektedir. 150.000 kişi ise soluduğu zehirli gazların etkisiyle başta kanser olmak üzere pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı. Toksik maddeye maruz kalan kişilerin yıllar sonra dahi çocuklarında birçok fiziksel ve mental bozukluklar meydana gelmeye devam ederken yapılan incelemelerde annelerin ve hayvanların sütünde yüksek miktarda zehre rastlandı. 2004 yılında Greenpeace’in yaptığı ölçümlerde topraktaki toksik madde miktarının olması gerekenden 6 milyon kat daha fazla olduğu tespit edildi. 2014 yılında ise BBC’nin bölgedeki yer altı sularından örnekler alıp tahlil yaptırmasıyla sularda çıkan zehir miktarının Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği en üst zehir seviyesinin bin katı olduğu ortaya kondu.

Toplamda 600.000 insanın etkilendiği bu korkunç olay sonrasında yıllarca bölgenin temizlenmesi için yoğun çaba harcanırken Union Carbide, Dow Chemical adlı başka bir şirket tarafından 2001 yılında satın alındı. Bu satın alma olayından sonra temizleme işleri büyük ölçüde durdu ve yeni şirket bu olayla ilgili sorumluluğu üstlenmekten kaçındı. Uzunca bir müddet ticari sır denilerek toksik maddenin ismi dahi açıklanmazken şirkete açılan dava ve mahkeme sürecinde yaşananlar en az sızıntı kadar büyük bir faciayı gözler önüne serdi. Dava ancak 2010 yılında sonuçlandı ve şirketin Amerikalı yöneticilerinden biri bile ceza almazken Hint yöneticilere 2 yıl hapis cezası ile 2 bin dolar para cezası verildi. Hala hayatta olanlar hapis yatmadan kefaretle serbest bırakıldı. Olayın ardından 2014 yılında hayatını kaybedene kadar hiçbir medya kuruluşuna demeç vermeyen fabrikanın Ceo’su Warren Anderson, New York’taki malikânesinde emekli hayatı sürdü. İşin bir başka acı boyutu da firmanın olayın sabotaj olduğunu iddia ederek özür dahi dilememesidir. Uzun süren pazarlıklar sonucu şirket 470 milyon dolar tazminat ödemeye mahkûm edildi ancak bu paranın büyük bir kısmı Bhopal halkına ulaşmadı. Facianın mağdurlarına acılarını sarmaları için yaklaşık 500 dolar para verildi.

Hint yönetmen Ravi Kumar, felaketin 30.yıl dönümüne özel çektiği ‘’A Prayer For Rain’’ isimli filmiyle fabrikada çalışan bir çiftin gözünden acı tabloyu beyaz perdeye aktarmıştır.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: ”Union Carbide” isimli bir böcek ilacı üreten kimya tesisi Amerika’da iş güvenliğini yok sayarak bu şekilde kurulabilir miydi? İnsan hayatının kıymetsiz, iş gücünün sınırsız, devlet denetiminin ise son derece yetersiz olduğu Hindistan’da tarihin gördüğü en acı olaylardan birine sebep olup bedel dahi ödemeden işin içinden sıyrılmayı başardılar. Vahşi kapitalist arzularından Bhopal halkına kalan miras ise dünyaya gözlerini açtıklarında annelerinin zehirli sütünü içmek, öldürücü gazlarla bezenmiş havayı solumak, toksik maddelerin içine karıştığı topraktan elde edilen besinleri tüketmek oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir