SSD TEKNOLOJİSİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ

Oda büyüklüğündeki disklerden başlayıp cebimizde taşıyabileceğimiz kadar küçülen ama bir o kadar da hayatımızı kolaylaştıran bir teknolojik serüvenden, başlıktan da anlaşıldığı üzere günümüzde kullanımı sıkça artmış olan SSD’lerin tarihsel sürecinden bahsedeceğim.

  Bunun için öncelikle disk kavramının ilk kim tarafından ve nasıl ortaya atıldığıyla başlamak istiyorum. Disk, verilerin depolanması ve saklanması için icat edilmiş bir aygıttır. İlk olarak 1956 yılında IBM firması tarafından bulunmuştur ve sabit diskin boyutu 5 MB olarak tarihe geçmiştir. 5 MB günümüz teknolojisine kıyasla bakıldığında oldukça düşük boyutlu gözükse de ilk çıktığı dönem için devrim niteliğindeydi. Ancak teknoloji her geçen gün gelişmeye devam ediyordu ve bu sebeple 5 MB veri depolama özelliği yetersiz kalıyordu.

IBM gelişen teknoloji ile disk için AR-GE çalışmalarını sürdürmeye devam etti ve 1973 yılında IBM 3340 Winchester  isimli 30 MB  boyutundaki yeni diskini piyasa sürdü. 3340 oldukça büyük ilgi gördü ancak yine de geliştirilmeye ihtiyacı vardı. 1980 yılında bu sefer Seagate firması günümüzdeki 5,25 inç‘lik CD sürücülerinin iki katı yükseklikteki 5 MB’lık ST 506 modelini üretti. IBM bu dönemde yine durmadı ve 1983 yılına geldiğimizde PC/XT isimli bilgisayarını tanıttı. Geliştirilmesi uzun süren sabit diskler bu bilgisayarın temel donanım parçalarından biri haline geldi. Ancak yıllar geçtikçe bu boyutlar oldukça düşük kalmaya başladı. 1987 yılında 500 MB’lık ve IDE (Western Digital firması tarafından geliştirilen anakart ile sabit disk arasındaki bağlantıyı sağlayacak teknolojinin adı.) teknolojisine sahip diskler üretilmeye başlandı . 1997 yılında 16,8 GB’lık ve 1998 yılında 25 GB’lık olacak şekilde sabit diskler piyasaya sürülmeye devam etti. 2000 yılına girildiğinde SATA teknolojisi geliştirilmeye başlandı ve yavaş yavaş IDE tarihe karıştı. Günümüzde kullanılan sabit disk ve sata, SSD’lerin anakarta bağlandığı port SATA’dır. Tüm bunlar olurken bir yandan SSD teknolojisi gelişmeye devam ediyordu. Biz kullanıcılar tarafından 2005  sonrası yaygın olarak kullanılmaya başlansa da SSD’ler 1990’lar da keşfedilmiş olup  askeri ve havacılık sektörlerinde de kullanılmıştır; ancak 1990’lara kadar tüketici cihazlarına gelmemiştir. Dünyada 2000’lerde kullanılmaya yavaş yavaş başlansa da 2005’e kadar ülkemizde kullanılmaya başlanmamıştır.

SSD’nin normal sabit diske göre daha hızlı ve kompakt olarak çalışması, kullanıcıların işini kolaylaştırdığı için daha çok tercih edilmeye başlanmasını sağlamıştır . Normal bir sabit diskten onu ayıran en büyük özelliği sabit diskler gibi motor kullanmamasıydı. Çipli olduğu için normal bir sabit diskin sahip olduğu hızdan daha fazla okuma/yazma hızına sahipti. Yine sabit diskler gibi motorlu olmadığı için düşme ve darbelere karşı kullanıcı dostuydu.

Yazımızın bu kısmından sonra SSD’lerin ne olduğu ve nasıl çalıştığından biraz daha detaylı olarak bahsedeceğiz.

SSD (Solid State Disk) , Katı hal sürücüsü (Solid State Disc ya da SSD), bilgisayarlarda kullanılan yeni nesil bir depolama aygıtıdır. SSD’ler, önemli ölçüde daha hızlı olan flaş tabanlı bellek kullanarak geleneksel mekanik sabit disklerin (HDD) yerini almaktadır. SSD depolama birimleri, hareketli parçaları olmayan ve neredeyse anında erişim süreleri olmayan NAND flash bellek adı verilen basit bir bellek yongası kullanırlar.

SSD NASIL ÇALIŞIR ?

Bir SSD üzerindeki bellek yongaları, rastgele erişim belleği (RAM) ile karşılaştırılabilir. Dosyalar, HDD’deki gibi manyetik bir disk yerine NAND flaş hücreleri dizisi üzerine kaydedilir . Her bir blok 256 KB ile 4 MB arasında veri depolayabilir. Bir SSD denetleyicisi ise blokların tam adresine sahiptir böylece bilgisayarınız bir dosya istediğinde neredeyse anında erişilebilir olur. Bir okuma/yazma kafasının ihtiyaç duyduğu bilgileri bulmasını beklemeniz gerekmez çünkü bir disk dönmez, manyetik kafa verinizi aramaz; her şey elektriksel olarak, dolayısıyla da çok hızla gerçekleşir. SSD’lerin erişim süreleri bu nedenle HDD’lerdeki gibi milisaniye yerine, nanosaniye cinsinden ölçülür.

Tıpkı sabit diskler gibi SSD diskler de gelişmeye devam etti ve birden farklı türleri ortaya çıktı . Bu türler şunlardır ;

  • Msata
  • PCIe
  • nVme

Gelelim bu türlerin özelliklerine ;

PCIe ve NVMe SSD’ler

PCI Express (PCIe) normalde grafik kartlarını, ağ kartlarını veya diğer yüksek performanslı çevre birimlerini bağlamak için kullanılır. Bu arabirim size yüksek bant genişliği ve düşük gecikme süresi sağlar. SSD ve işlemci, bellek gibi temel birimler arasında son derece hızlı iletişime ihtiyaç duyduğunuzda idealdir. Bu bağlantı türünü kullanan SSD’ler, saniye başına daha yüksek giriş çıkışı (IOPS) ve hatta SATA’dan daha düşük gecikme süresi sunan Nonvolatile Memory Express standardına (NVMe) dayanmaktadır . NVMe, çoklu paralel kanal sayesinde saniyede 4.000 MB’a kadar ulaşabilir.

mSATA III, SATA III ve geleneksel SSD’ler

Serial Advanced Technology Attachment (SATA), 6 GBit / sn’ye kadar veya saniyede yaklaşık 600 MB hızlarla depolama için özel olarak tasarlanmış ancak eski bir arabirimdir. SATA bugün yerini yavaş yavaş kendisinden önemli ölçüde daha hızlı olan NVME’ye bırakmaktadır. Ancak, sabit disk sürücüsü olan eski bilgisayarlar veya dizüstü bilgisayarlar, SATA tabanlı bir SSD’ye geçişten yine de fayda görürler.

Bu bilgi dolu yazımızın sonuna gelmekteyiz. Umarım okurken sıkılmamışsınızdır. Ancak eminim ki baştan buraya kadar okumuş biriyseniz artık disklerin ve SSD’lerin ne olduğu hakkında temel bilgi düzeyine sahip olmuş birisiniz demektir. Lafı fazla uzatmanın bir anlamı yok ben yazarken oldukça keyif aldım umarım siz de okurken keyif almışsınızdır. Bir sonraki yazıma kadar kendinize sağlıklı ve mutlu bakın.

Umutcan Recep Topcuoğlu

İsmim Umutcan Recep TOPCUOĞLU .19 yaşındayım ve Ankara'da doğdum . Kırıkkale Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümü birinci sınıf öğrencisiyim. Boş vakitlerim de sevdiğim konular üzerinde araştırma yapmaktan hoşlanır ve karikatür okumayı çok severim. Sohbet etmekten ve bilgisayar oynamaktan da aşırı zevk alırım . Bunun yanı sıra kendimi yazılım sektöründe geliştirmeye ve proje geliştirmeye adadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir