YABANCI DİL ÖĞRENMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1- Yabancı Dil Anksiyetesi

Psikolojide xenoglossophobia (Latince xeno=yabancı, glosso=dil ve phobia=fobi, korku) olarak bilinen yabancı dil kaygısı olarak geçer. John Daly’e göreyse, bireyin sözel iletişimde yaşadığı korku ve kaygıdır.

Elaine Kolker Horwitz’e göre yabancı dil anksiyetesi bireyin algılarını, hislerini, inançlarını, korkmuş ve huzursuz hissetmesini içeren karmaşık bir gerçekliktir. Bu durumun genellikle başlangıç seviyesindeki öğrencilerde görüldüğü düşünülse de yabancı dil anksiyetesi her aşamada ortaya çıkabilir. Ancak insanlar bu durumla yüzleşebilir, cesaretlerini kıran insanlarla baş edebilir ve hayal kırıklıklarının veya başarısızlıklarının üstesinden gelebilir. Dil öğrenirken yaşadıkları olumsuz durumların sonucunda bireyler kendilerini çaresiz hissedebilir. Ayrıca, ne kadar çabasalar da yaşadıkları ruh haline çözüm bulamayabilir. Bu tarz durumlarda kişinin psikolojik danışma, gerekirse de bire bir ders alması gerekir. Öğrenciyi öğüde boğmak yerine görevler vererek cesaretlendirmek ve sınıfta güven ortamını yaratmak elzemdir.

Duygu, tüm bilinçlenmenin temel kaynağıdır. Karanlığın aydınlığa, üşengeçliğin harekete dönüşmesi duygular olmadan mümkün değildir.

Carl Gustav Jung

2- Algı ve Ortam

Kristen Nugent’e göre yabancı dil öğreniminde algı, duyular yoluyla nesnelerin, olayların ve bağlantıların bilincine varma prosedürüdür. Özellikle öğrenim süresince öğretmen tutumu, sınıf ortamı, kişi sayısı, ders materyalleri ve öğretim yöntemleri yabancı dil dersi bağlamında öğrencileri etkiler. Öğrencilerin ihtiyaçlarına göre değişiklik gösteren bu etmenlerin amacı bilgiyi doğru ve olumlu bir şekilde aktarmaktır. Algıyı arttırmak için fiziksel ortamı değiştirmek tahmin edilenden çok daha önemlidir. Kişi sayısı az olan sınıflarda başarı daha yüksek olur. Öğrencilerle bire bir ilgilenme ve akran öğretimi ortamı oluşur. Sınıfın aldığı ışık doğal bir ışık olmalıdır. Yeterince uygun ışık yoksa güneş ışığına en yakın ışıklandırma kullanılmalıdır. Sınıf rengi ışığı yansıtarak dikkat dağıtmamalıdır. Mavi ve yeşil gibi sakinlik ve huzur veren renkler ön planda olmalıdır. Hatta renklerin psikolojik etkisi üzerine birçok makaleye ve çalışmaya ulaşabilirsiniz.

Bahsedilen etmenlerin en rahat gerçekleştirildiği yaklaşım “desuggestopedia”dır. Bu yaklaşım öğretmenin tavrından sınıf ortamına kadar her türlü psikolojik bariyeri kaldırmayı amaçlar. Bu yaklaşımı benimseyen bir sınıfta klasik ortamlardan farklı olarak çeşitli resimler, fotoğraflar ve bitkiler mevcuttur. Öğretmen dönütlerini ve bilgilendirmelerini hümanistik bir şekilde dile getirir. Buna ek olarak, öğretmen dersi verirken sadece hedef dili kullanmakla yetinmemelidir. Arada öğrencilerin kendi dilinde de küçük anekdotlar koyarak öğrenci ilgisini yüksek tutar. Bu anlayışla birlikte yabancı dilde sadece dil bilgisi öğretip geçmenin sağlıklı olmadığı daha iyi anlaşılmıştır. Öğrenme eyleminden daha önemli olan öğrencilerin kendisini güvende hissetmesidir.

3- Farklı Dil Aileleri

Yeni bir dil öğrenirken karşınıza çıkan zorluklardan biri de dil ailesi farklılıklarıdır. İlk olarak bu dilin alfabesi farklıysa fazladan çaba ve süre harcarsınız. Yine de bunu yaparken yeni şeyler öğrenebilirsiniz. Örneğin; Rusça öğreniyorsanız, Kiril alfabesini ezberlerken aynı alfabedeki birçok dili okumaya başlarsınız. Sonra da cümle yapıları gelir. Özellikle bir dile yeni başlıyorsanız bu durumun yaşattığı zorlukları aşmanız pratik yapmanıza bağlıdır. Mesela, Türkçenin aksine Cermen dillerinde yüklem özneden hemen sonra gelir. Bu durumda Türkçedeki gibi cümle kurabilirsiniz. Ancak bu durum zaman içinde çabanıza bağlı olarak azalır. Avrupa’da birden fazla dil bilmenin yaygın olma sebeplerinden biri de diller arasındaki kelime ve yapı benzerlikleridir.

4- Motivasyon

Howard Gardner’a(1985) göre motivasyon, “Kişinin bir arzusu nedeniyle ne ölçüde çalıştığı ya da çabaladığı ve bu faaliyetten memnuniyet duyup duymamasıyla ilgilidir.” Nitekim motivasyon, öğrenmeyle direkt ilişkili bir kavramdır. Çünkü öğrenme bilinçli ve istendik bir çaba gerektiren bir süreçtir.

Başarılı bir öğrenmeyi gerçekleştirecek sadece üç şey var; motivasyon, motivasyon ve motivasyon…

Sir Christopher Ball

Öğrencilerin motivasyonlarını üç alt başlıkta inceleyebiliriz:

1- İçsel nedenler: Bireyin dile olan ilgisi, keyif alıp almaması ve öğrendikleri dili kullanmaya yönelik tutumları.

2- Yararına olan nedenler: Hedef dili iyi düzeyde öğrenmenin sağlayacağı yararlar. Örneğin; kaynak taraması yapmak, kariyer basamaklarında veya akademide ilerlemek istemek.

3- Bütünleştirici nedenler: Bu amaçlar başka bir ülkeye veya kültüre uyum sağlamak ya da yabancı dil konuşan insanlarla ilişki kurmaya yöneliktir.

Bu nedenler alt gruplara indirgenebilir. Bu durum toplumsal ve kültürel bağlamda ele alınmaktadır. Eğer birey bir dil öğrenmek istiyorsa öncelikli olarak bir sebebe ve pozitif tutuma ihtiyaç duyar. Kişi eğer kendini memnun edecek bir sebep bulursa öğrenmeye güdülenmesi de bir o kadar artacaktır. Ancak tersi bir durumda da dil öğrenmeye küser. Eğer birey küçük yaştaysa ailesi ve öğretmenleri yol göstermelidir. Yetişkinler için de durum biraz daha farklıdır. Erken yaşta yeni bir dil öğrenenlere göre geri planda kaldıkları zannedilse de her yaş grubu kendi güçlü yönlerini fark etmelidir. Özellikle yetişkinler neden dil öğrenmeleri gerektiğini daha iyi bilirler.

Arda Kaval

İsmim Arda Kaval. 22 yaşındayım ve Bartın doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi - İngiliz Dili Öğretmenliği 4.sınıf öğrencisiyim. C1 seviye İngilizceye ek olarak B1 seviye Almanca biliyorum. AIESEC aracılığıyla Romanya'da Cluj Napoca ve Baia Mare şehirlerinde gönüllü İngilizce öğretmenliği yaptım. Ardından Almanya'nın Erfurt şehrinde 1 sene boyunca Erasmus+ programı ile öğrenim gördüm. Her fırsatta gezmeyi ve yeni kültürler görmeyi severim. Çok iddialı olmasam da boş zamanlarımda dilbilim, edebiyat ve kaligrafi ile uğraşırım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir